#DEPRESYON Nedir?

2015-01-09 09:28:00

#DEPRESYON Nedir?
Depresyon, tek başına bir duygu değildir. Birçok duygunun sağlıksız kullanımı sonucu oluşan, insan sağlığını tehdit eden bir ruh halidir.
Günümüzde Batı tıbbı depresyonu tek başına bir hastalıkmış gibi antidepresan ilaçlarla “tedavi” etmeye çalışıyor. Oysa depresyon, kişinin iç ve dış dünyasındaki uyumsuzluğa karşı gösterdiği doğal ve koruyucu bir tepkidir. Kendisiyle ve doğayla uyum içinde yaşayan “ilkel” toplumlarda depresyona rastlanmaz. Depresyona kapitalist toplum hastalığı da diyebiliriz. Depresyonun tedavisi kişiyi suni yollarla mutlu etmeye çalışmak değildir.
Depresyon, mutluluk eksikliğinden kaynaklanmaz. Herkesin bazen yaşadığı moral bozukluğu da değildir. Her insan zaman zaman enerjisinin düştüğünü hissedebilir. Enerji düşüklüğünün ardından canlılık ve enerji yüksekliği gelir. Hatta bu enerji, mani boyutunda olabilir.
Ancak gerçek depresyon tüm enerjini emer. Parmağını bile kımıldatmak gelmez içinden. Ne çalışmaya ne çaba göstermeye ilgi duyarsın.
Depresyon Enerjinin Bastırılmasıdır.
Her insanın fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal boyutu vardır. Bu boyutların sağlıklı olabilmesi için uyumlu ve dengede olması gerekir. Ama günümüz dünyasında beden-ruh, düşünce-duygu ayırımı yapılıyor. Hem- hem yaşamak yerine, ya-ya arasında seçim yapılıyor. Özellikle ruh ve duygular, zihnin ve entelektüel faaliyetlerin baş tacı edildiği dünyada aşağılanıyor ve yok sayılıyor.
Depresyon zihinsel veya gelişken olmayan ruhsal boyutun, duygusal ve/veya bedensel boyut üzerinde hakimiyet kurmasından kaynaklanıyor.
Eğer aşırı entelektüel ya da ayakları yere basmayan spiritüelsen depresyon neredeyse kaçınılmazdır. Diğer iki boyutun desteğini alamayan zihinsel ve ruhsal boyut kuru, katı ve “ben bilirim”ci olur.
Depresyon tüm enerjini emer. Parmağını bile kımıldatmak gelmez içinden. Ne çalışmaya ne çaba göstermeye ilgi duyarsın.
Aşırı zihinsel kişi, duyguların desteği olmazsa, soğuk, mesafeli durur, kendi kurduğu fikir dünyasında hapsolur ve iç dünyasının zenginliğinden uzaklaşır. Ruhsallığın desteği olmazsa, fikirleri ve bilimi dogma gibi katı hale getirir. Bilimsel olarak açıklanamayan her şeyi reddeder. Bütünle bağlantı kuramadığı için kendini derin yalnızlığa mahkum eder, bedenine ve bedensel hazlara yeterince önem vermezse sağlık sorunları ve insan sıcaklığının eksikliğini yaşar… ve depresyonu çağırır.
Aşırı spiritüel kişi, duyguların desteği olmazsa, ormana inanırken ağaçları tanıyamaz. Göklerde gezinirken yerle irtibatını kaybeder.
Zihinselliğin desteğini alamayan spiritüel kişi, otorite olarak gördüğü kaynaktan gelen her türlü sözü mutlak doğru olarak sorgulamadan kabul eder, guruların peşinden gider, tarikatlara girer. Bedensel desteği yoksa spiritüel çalışma adına oruç tutar, cinsellikten uzak durur, hareketsiz bir yaşam sürer. Ne kendisine ne başkalarına bir yararı olur. Üretken olmayan bir yaşam sürer. Hayatın renklerinden feragat ettiği ölçüde spiritüelliğini güçlendirdiğini sanır. Hayattan uzak durunca, hayat da ondan uzak durur. Ama o, hayatın ve göklerin kendisine borçlu olduğuna inanır. Kendisini “ben spiritüelim” diye tanımlar, adeta bir unvan gibi kullanır spiritüelliği. Çünkü o üstün kişidir. Sonuç: Yalnızlık ve depresyon.
Günümüz dünyasında ruh, kendisi dogmatik bir dine dönüşmüş bilim tarafından yok sayılırken, duygular zayıflık olarak addediliyor. Duygular yeterince saygı görmeyince, bedeni de olumsuz etkiliyor. Şişmanlık, obezite, madde bağımlılıkları ve antidepresan ilaçların kullanımı alarm verecek boyutta artıyor. Üstelik insanlar sadece kendi duygularına saygısız değiller. Başkalarının duygularına da müdahale etme hakkını kendilerinde görüyorlar. İki üç yaşındaki çocuklara bile antidepresan ilaçlar yazılabiliyor, hem de bağımlılık yapmadığı yalanı söylenerek. İlacı aldığında semptomlar geçici olarak ortadan kalktığı için bir süre rahatlayan insan, ilaçların kendisine iyi geldiğine inanmaya başlıyor. bu durum gerçekten korkutucu. Kendileri bile ilaç alan bazı doktorları gördüğümde içimin acıdığını hissediyorum. Amerika’da en fazla madde bağımlılığı, meslek grubu olarak doktorlar arasında görülüyor. İlaçlar ellerinin altında. Türkiye’de bu tür araştırmalar gizli tutulduğu için gerçeği bilemeyiz ama durumun pek farklı olduğunu sanmıyorum. Ne yazık ki tıp fakültelerinde öğretilen şey, neredeyse her sorunun kökeninin biyolojik olduğu yalanı.
Amerikan Psikiyatri Derneği’ni kim finanse ediyor dersiniz? Büyük ilaç firmaları tabii ki. Tıp fakültelerinin laboratuarlarını kim finanse ediyor dersiniz? Büyük ilaç firmaları tabii ki. Sistemin işleyişi insanlık adın utandırıcı. Bir çok doktor arkadaşımız bu durumdan utanç duyduklarını ama kendilerini çaresiz hissettiklerini, üzerlerindeki baskının yoğunluğundan bunaldıklarını dile getiriyor. Bilimsel gerçekler çarpıtılıyor ve bilimsel gerçek kılıfı içinde tehlikeli yalanlar yutturulmaya çalışılıyor derdine derman arayan halka.
Hipokrat öldü. Yaşasın ilaç, tıp, sigara sektörü işbirliği. Her sorunu biyokimyasal dengesizliğe indirgeyen ilaç firmaları zenginliklerine zenginlik katıyor ve bu ilaçların kullanımı her yıl biraz daha artıyor.
Depresyon, enerjiyi yeniden toplama zamanının geldiğini hatırlatan bir armağandır.
Duygular, ruhumuzun derin iletişim aracıdır. Onları uyuşturunca seslerini de kesmiş oluruz ve verdikleri mesajları duyamayız.
Depresyon, iç dünyamızda bir savaşın olduğunu gösterir bize. Bu savaşta düşman gördüğümüz boyutumuzu yok sayarak ondan kurtulacağımızı sanırız.
Düşman gördüğümüz alan fiziksel, duygusal, zihinsel ya da ruhsal boyutumuz ya da kızgınlık, suçluluk duygusu, yalnızlık vb. gibi herhangi onaylamadığımız bir duygumuz olabilir. Tabii bunu bilinçli bir seçimle yapmayız. Bu boyutumuzla ve duygularımızla barışık olmadığımız için onlarla savaşırız aslında.
Oysa depresyon, hangi boyutumuzla savaş yaptığımızı, o boyutumuza ait enerjimizi neden bastırdığımızı fark edebilmemiz için bize sert bir öğretmen tavrıyla yol gösterir.
Depresyonun amacı kayıp enerjiyi bulmak ve yeniden kullanılmasını sağlamaktır. İçimizdeki savaşı yaratan depresyon değildir. Ama savaş süresince, bizi hareketsiz kılarak yanlış adım atmamızı, yanlış yöne gitmemizi engeller.
İnsanlar hayatlarını, hastalık olmadan, mutsuz olmadan, acı olmadan, problem olmadan, hiç yanlış karar vermeden, yaşlanmak ve ölme olmadan yaşamak isterler. Ama bu mümkün değil. Her zaman en uygun, en doğru kararları alamayız. Yolumuzu iyice şaşırdığımızda depresyon bize eliyle dur işaretini gösterir.
Kronik depresyon, hayattan kaçış, yoğun değersizlik ve yetersizlik duygusudur.
Depresyon bastırıldığında tüm diğer duyguların da üzerine bir perde örter.
Duygular orada hapsolur.
Üzüntü sana, artık bir şeylerden vazgeç, dediği halde geçmediğinde; kızgınlık sana, sınırlarını koru, dediği halde korumadığında; utanç sana, davranışlarını düzeltmeni söylediği halde düzeltmediğinde; korkuların sana, tehlikede olduğunu söylediği halde problem çözülebilecekken çözmeyip sorumsuzca davranmaya devam ettiğinde, depresyon acil servis doktoru olarak hayatına gelir. Hem kendini, hem de başkalarını senden korumak için seni etkisiz hale getirir. Çünkü kendinle savaş halindeyken atacağın her adım, alacağın her karar sağlıksız, kendine ve başkalarına zararlı olacaktır.
Sinan, kırk sekiz yaşında alanında tanınmış bir doktor. Çocukluğunda ailesi tarafından sadece çok başarılı olduğu anlarda takdir gördüğü için özgüveni doğrudan başarıya endeksli olmuş. Günde on iki saat çalışan, ameliyattan ameliyata koşan Sinan tam bir işkolik. Ama son bir aydır tüm randevularını iptal etmiş, evden dışarı çıkmıyor. Boş gözlerle TV karşısında oturuyor. Hastaları onu yurt dışında sanıyor. Annesi öldüğünde on altı yaşında olan Sinan, duygusal olarak mesafeli bir adam olan babasının yanında ağlayamamış. Annesinin yası tutulmamış olarak hala içinde. Eşiyle son dört yıldır cinsel hayatları neredeyse yok denecek kadar. Bu kadar çok çalıştığı için iyi evlere, pahalı arabalara, birçok gayrimenkule yatırım yapmış. Sadece işini yaparak “makine” gibi yaşamış uzun yıllardır. Hiçbir hobisi yok. Ama toplum onu çok takdir ediyor.
Depresyondaki insan nefes darlığı çeker, iştahı genellikle azalır. Bütün organlar depresyondadır. Enerji çok düşük olduğu için hareket çok azdır. Sinan depresyona girmeseydi muhtemelen kalp krizi geçirebilirdi. Aldığı yanlış kararlar yüzünden hastalarına zarar verebilirdi. Ailesi zaten depresyondan önce de duygusal olarak çok zarar görmüş durumdaydı.
Kendi merkezimizde olmadığımız için depresyon yaşarız. Dört boyutumuzun(fiziksel, duygusal, zihinsel, ruhsal) bazılarını ihmal etmek dengesizlik yaratır. Depresyonun mesajı algılanmazsa kısırdöngüye girilir. Kişi gittikçe öylesine güçsüzleşir ki, artık depresyonu bir hastalık olarak ve çevresindeki insanları manipüle etmek için kullanır. Onların ilgisinden, kendi yaşam sorumluluğunu üstlenmelerinden memnun bile olabilir. Depresyon yakın çevresini sömürü yolu haline gelmiştir.
Depresyon, kişiyi koruma amaçlı olarak dalgalar halinde gelir ve gider. İnsanın yaşamında kamp kurmaz.
Bu tür depresyon derin bir kayıp yaşayan insanın “yas” sürecinin bir parçasıdır.
Bir de kronik depresyon türü vardır. Kronik depresyon, kapitalist tüketim toplumu içinde yaşayan kişinin özüne yabancılaşmasından kaynaklanan “ruhsal iflas”tır.
Kronik depresyon, tek başına bir duygu olmadığı için bir süre sonra bir varoluş biçimine dönüşebilir.
Depresyon endişe, utanç, mani hali, kendisine “yardım eden” insanlara karşı duyulan yoğun öfke olarak patlar.
Bireysel düzlemde; ömrü boyunca sevgi yoksunluğu ya da benzeri problemler yaşayan, bu duygularını bastıran ya da taleplerine rağmen gereken yardımı alamayan insanların son noktada cinnet geçirerek en yakınlarını dahi katletmeleri, toplumsal düzlemde ise tarih boyunca aşağılanmış, bastırılmış grupların, sorunlarına akılcı ve uygun çözümler bulamayınca terörist eylemlere kalkışması ruhsal iflasın ta kendisidir. Terörist gruplardaki o korkunç eylemlerde ölüm makinesi olarak kullanılan bireylerin her biri yoğun ve bastırılmış ya da çare bulunanamış bireysel depresyonlarla sarılmış durumdadır. Bireysel depresyonun grup depresyonuyla birleşmesi terörizmin ana nedenidir. Bu insanlar yoğun utanca boğulmuş, içleri nefret ve kin dolu olduğu için mani haline geçtiklerinde bu korkunç eylemleri gerçekleştirecek gücü bulurlar ve terminatör gibi davranırlar. Yaratmasını bilmeyen yok etmesini bilir.
Depresyon ruhun hastalanmasıdır. Ruh kendisini coşku, yaratıcılık, merak, sezgi, irade, şefkat ve spiritüel içgörü ile ifade etmek ister. İfade edemediğinde ise hastalanır.
SONUÇ
Aslında sömürecek kimsesi olmayan bir kişinin uzun süreli depresyona girdiğine henüz şahit olmadım. Hiç sokak çocuklarının depresyona gireceklerini düşünebilir misiniz? Girerlerse aç kalırlar ve ölürler. Bedensel ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olmaları buna izin vermez. Onların olumsuz duygular içinde kendilerine acımak için ayırabilecekleri zaman lüksü yoktur. Zaten hayatları bir mücadeledir ve bu mücadele için güce ihtiyaçları vardır. Uyuşturucu bağımlısı olanların bile, ihtiyaç duydukları uyuşturucuyu bulmak için güçlerini kullanmaya ve hareket etmeye ihtiyaçları vardır.
Egzersiz, günde yirmi dakikalık bir yürüyüş bile olsa depresyonun aşılmasında şarttır. Hareket, yaşayan her beden için gereklidir. Ölünce hiç hareket etmeyeceğiz nasıl olsa. Aslında bir insanın hareketlilik seviyesi o insanın sağlığı hakkında iyi fikir verir. Ama şunu da unutmamak lazım. Hareketsizlik kadar aşırı hareket ve aşırı egzersiz de sağlıksızdır.
Sağlıklı beslenme de depresyonun aşılmasında önemlidir. Bir ton şekerli, beyaz unlu, yağlı madde tüketerek depresyonu aşmak zordur. Çünkü bu maddeler hareketi değil, hareketsizliği teşvik eder. İnsanı daha da miskinleştirir.
Dünyada depresyondaki insan sayısı ne kadar arttı? Neden sağlıklı yaşam konuları son yıllarda böylesine popüler oldu dersiniz? Fast food türü beslenme aşırı arttığı için değil mi? Bu artışın kendisi belli başlına bir sağlıksızlık göstergesi. Bana nasıl beslendiğini söyle, sana sağlığının nasıl olduğunu söyleyeyim.
Batı’da, yani modern toplumlarda istatistikler çocuklarda bile depresyonun gittikçe arttığı alarmını veriyor. Bunun nedeni, günümüz çocuklarının bilgisayar, televizyon, gameboy türü oyunların karşısında saatlerce hareket etmeden durması ve bu yüzden ruh sağlığı için olmazsa olmaz olan insan ilişkilerinden uzak kalmaları değil de nedir? Çok değil, bundan yirmi yıl önceki çocuklarda depresyon yoktu.
Aynı çatı altında yaşadığınız, uzun süredir depresyonda olan bir aile ferdi varsa, ona sizin tek başına yardım edemeyeceğinizi bilin. Onun desteğe ihtiyacı vardır ama kurtarılmaya değil. Profesyonel destek gereklidir ama sadece ilaç destekli profesyonel yardım, gerçek bir yardım değildir. Terapi de gerekir. Depresyonu aşmak için kişinin kendi çabası şarttır. Bu da içsel sorgulamayla başlar. İçsel sorgulama Merak Zekasının bir ifadesidir. İşte, bu sorgulamaya yardım edecek profesyonel destek önemlidir.
Onun en çok nelerden şikayet ettiğine dikkat edin. O konularda kendi sorumluluğunu alarak adım atmasına destek verin. Ama onun sorumluluğunu tıpkı bir bebeğe bakar gibi üstlenirseniz, sizin sağlığınız bozulabilir. Kimseyi kendinden kurtaramazsınız.
Depresyon konusu daha derin bir şekilde ele alınmayı ve aşma konusunda yol gösterilmeyi hak ediyor. Depresyonun en yaygın nedeninin bilinçaltında bastırılmış suçluluk duygusu ve utanç olduğuna inanıyorum. Doğayla barışık yaşayan barışçıl “ilkel” toplumlarda görülmemesinin nedeni de bence bu. Çünkü bu toplumların bireyleri ne çocuklarını terbiye etmek amacıyla utanca boğuyor, ne organize dinlerin empoze ettiği suçluluk duygusunun ağırlığı altında eziliyor, ne de ölüm ve kaybetme korkusu içinde yaşamdan uzaklaşıyor. Bu toplumlarda ölüm olgusu yaşamın zıttı değil, sadece doğal bir parçası.
Nil Gün- İçimizdeki Şaman/ Duyguların Simyası

77
0
0
Yorum Yaz